Diziler
Filmler
Listeler
İletişim
Ara
Giriş Yap
gönder
Temizle
Populer Aramalar
Lee Cronin's The Mummy
Lee Cronin'den Mumya
6.5
2026
Tom Clancy's Jack Ryan: Ghost War
Tom Clancy'den Jack Ryan: Hayalet Savaş
7.7
2026
The Punisher: One Last Kill
A Marvel Television Special Presentation - The Punisher: One Last Kill
0.0
2026
Project Hail Mary
Kurtuluş Projesi
8.4
2026
Kara
கர
8.1
2026
The Super Mario Galaxy Movie
Süper Mario Galaksi Filmi
6.4
2026
@ismailenver
7 yıl önce
katıldı.
0
film takip ediyor.
0
film/bölüm izledi.
4
yorum yaptı.
Favori Filmler
İzlenen Filmler
Sonra İzle
Yorumlar
Muazzam bir iş: Il Primo Re... Roma mitolojisine vakıf olan izleyiciyi bile şaşırtan bir Roma Kuruluş Hikayesi... Öyle ki kim, hangi aktör romus, hangisi romulus insan sorguluyor; o denli iyi kotarılmış senaryo ve oyunculuklar... Tabiat karşısındaki çaresizlik, dönemin tarihsel askeri yapısı, alet-edevat; nehir debilerinin vahşiliği, öyle ki kendinizi Tiber kıyısında değil de Amazon kıyısında sanıyorsunuz; kareografi çok çok iyi... Ne bir ters ninja kanunu var ne de Moğollardan modern dünyaya geçmiş klişe savaş taktikleri... Safi barbarlık ve vahşet ile kardeşlik ve özgürlük iç içe geçmiş... Roma'nın ilk ateşine de komşu kabilelere de iyi vurgu yapılmış... Sabinelerin işlenmemesi tamamen kronolojik. Hiç sıkılmadan izletebilmek herkesin bildiği bir efsaneyi ayrıca bir marifet... Filme düşük bütçe deniyor da zaten Roma gerçekte böyle kuruldu yani hiçlikten... İzleyin, izlettirin, hatırlayın, hatırlatın... Böylesi yapımları da eşzamanlı ancak bu platformda bulabillirsiniz, iyi seyirler...
6 yıl önce
Beğen
0
Her ne kadar Nuri Bilge Ceylan'ın ilk filmi olmasa da Mayıs Sıkıntısı ne yazık ki filmografisinin batağa saplanıp kalması sürecinin ilk filmi... Bu filmle Nuri Bilge Ceylan fotoğraf sanatını sinema sanatına öncelemenin dikkat-ilgi-başarı-şöhret-para getirdiğini fark ediyor. Halbuki Kasaba'da daha klasik bir sinema filmi seyretmiştik. Saffet, Nuri Bilge Ceylan değil biraz saffet biraz da Mehmet Emin Toprak idi... Mayıs Sıkıntısıyla Nuri Bilge Ceylan Filmografisindeki tüm protagonistler Nuri Bilge Ceylan olacaktı... Sadece mekanlar ve hikayeler değişecek kimlikler özünde objektif-lens-gözlük ve en nihayetinde Nuri Bilge Ceylan'ın gözü olacaktı. Öyle ki gerçek hayatta Muzaffer Özdemir olan Muzaffer Özdemir filmde aynı adını aktarsa da Nuri Bilge Ceylan'ın imgelemesinden öteye geçemiyor. Hatta öz babası Emin Ceylan bile Mayıs Sıkıntısı filmi için kendi olmaktan çıkıp öz oğlu Nuri Bilge Ceylan'ın kendisini algılaması olmuş... Sıfır hürriyet yani bir önceki filmindeki saffete bile reva görmüş yönetmen hürriyeti... Tabii bunu yıllar geçtikçe çektiği film sayısı arttıkça daha rahat gördük türk izleyicisi olarak. Lakin ne denli korkunç bir koşullanma ki daha 2. filminde ortaya çıkan bu görüş 30 yıl boyunca her geçen gün daha da mutaassuplık halini alıyor... Hikaye anlatmak zorundadır film. Anlatmıyorsa o en fazla belgesel ki orada bile bir çerçeve bir janr var yahut fotoğraf olur. İşte Nuri Bilge Ceylan'ı ayırt edilebilir kıldığı için daha doğrusu fotoğraf çekmeyi kamera kullanmaktan daha iyi becerdiği için yaptığı işe sinema algısı vermeye çalışmak; yaptığı işleri biçimsel olarak sinema filmi şablonuna oturtmak çabasına kani geldiği filmdir Mayıs Sıkıntısı... Zaten ilk filmlerini Nuri Bilge Ceylan boşuna fotoğraf makinesiyle çekmemiştir... 1999'dan bakınca film 10 üzerinden 7 alıyor ismailenverden ama ne yazık ki 2019'dan yani tam 30 sene sonra bakınca art niyetli bir kariyer planlamasının kötülük tohumu olarak addettiğimden puanım 10 üzerinden 6'ya düşüyor. Yine de ilk defa izleyecekler için film tavsiye edinilesi bir iş... Özellikle yönetmenlik hevesindeki kamera arkası personeline ilham verici. Son bir not; hala Nuri Bilge Ceylan teknik bilgisini ve fotoğraf sevgisini hikaye anlatımıyla birleştirip bizlere dünya sinemasında ilk 100'e girecek bir iş armağan edebilir ki varlığı Türk Varlığına armağan olsun...
7 yıl önce
Beğen
0
Noe Sinemasını izleyip karar verin zira bu son derece vasat bir Noe Filmi maalesef
7 yıl önce
Beğen
0
Muazzam bir politik film. Son yıllarda hiç bu kadar iyisi yapılmamıştı. Öyle ki sinefiller ve eleştirmenler filmi kategorize edemiyor janrı olarak... Zira film alışılmış kalıpların dışında. Yıllardır Ken Loach gibi siyasi figürlerin sinemada bu denli muazzam konuları bu kadar az propaganda ve bol tarihi veriyle sinematografik bir yapı içerisinde aktarılması muazzam. Galiba filmin henüz Türkiye dağıtımcısının olmaması, dünyada iyi bir gişesi olmaması ve liberal-solcu sinema eleştirmenlerinin filmi görmezden gelmeye çalışması da tüm bunların adeta doğal bir sonucu. Şahsen Apocalypse Now ayarında çok ciddi bir politik mesajı var ama bunu tıpkı o filmdeki gibi kör göze parmak sokmadan yapıyor. Filmde; Anglikan Zulmü işlenmiş mi? İşlenmiş Çorba karşılığı cebri irtidak işlenmiş mi? İşlenmiş Cebri ingilizce dayatması işlenmiş mi? İşlenmiş Tefeci işbirlikçiler işlenmiş mi? İşlenmiş Katolik sadakati işlenmiş mi? İşlenmiş Kıtlığın esas sebebi olan zehirli patatesler işlenmiş mi? İşlenmiş Göçmen derebeyleri sorunsalı işlenmiş mi? İşlenmiş Britanya İmparatorluğunun tüm farklı itikadi yapılara tahakkümü işlenmiş mi? İşlenmiş Dolayısıyla; Irish Potato Famine-Ulster Movement-Troubles-Good Friday'e kadar uzanan 1.5 asırlık İrlanda Tarihi 100 dakikalık bir filme sıfır didaktizmle son derece akan bir kurgu ve hikaye örgüsüyle sunmak Black '47 şimdiden sinema tarihine soktu... Filmin tutmamasının sebebi ise geçer akçe değil... Ne güncel siyasi tarıtşmalarda işe yarıyor ne içinde bir aşk hikayesi barındırıyor ne müstehcenlik ne şiddetin glorifikasyonu ne de klişe diyaloglar... pür gerçekler... Film hakkındaki genel yaftalamalarsa filmin bir kovboy filmi olduğu :) alakası yok lakin afiş seçimi biraz da bu önyargıya neden oluyor. Film bir intikam hikayesi de değil dediğim gibi irlanda tarihi hakkında bilgi sahibi olmayanlara didakte etmeden en hızlı şekilde bilgi aktarımını gerilim ve aksiyon eşliğinde sunuyor. Karakterlerin dönüşümü de oldukça ilginç; Hannah (Weaving) işbirlikçi bir irlandalıdan vatanperver bir irlandalıya, Hobson (Keoghan) naif bir brit foot soldierından vicdan sahibi bir retçiye, Feeney (Frecheville) göçmen olmaya çalışan bir asker kaçağından afgan bir mücahide, Conneely (Rea) umursamaz bir konformistten duyarlı bir irlanda milliyetçisine dönüşüyor... Değişmeyen tek ana karakter ise kibirli, cahil, toy ve acımasız Pope (Fox) ki tarih boyunca İngiliz Emperyalizmi de bu değil mi? Yani film amacına ulaşıyor... Son sahnede Hannah yeni dünyaya göç ile ingilizlerden intikam alma arasında yol ayrımında kalınca tam olarak sanatsal bir ifadeyle ortalama bir irlandalının 1847'de göç etmek ve savaşmak dışında bir seçeneğinin olmadığını diğer tüm ihtimallerin asimilasyon olduğunu zamana, mekana ve imkana yenik düşmeden dört başı mamur bir anlatımla ortaya koymuş bu filmle yönetmen-senarist-yapımcı Lance Daly... Son bir anekdot; Daly, Berlin Film Festivalinde tüm irlanda nüfusunun bugün hala 1840lardaki nüfusuna yükselemediğini acı bir ifadeyle gözler önüne serdiğinde gazetecilerin hiçbirinden tek bir çıt bile çıkmamıştı :) Varın siz düşünün ne büyük bir katliama ve soykırıma İrlandalıların maruz kaldığını... Gece gündüz politik doğruculuk kasan sinemacılar niçin bugüne kadar bu konuya hiç değinmemiş acaba? Geçer akçe değil zira...
7 yıl önce
Beğen
0