Film, insanlığın en derin ve en evrensel korkusu olan ölüm korkusunu ve bu korkunun hayatı nasıl şekillendirdiğini Irvin Yalom'un rehberliğinde derinden inceler. "Güneşe de ölüme de doğrudan bakılamaz" felsefesinden yola çıkan yapım; geçici olduğumuzu kabul etmenin bizi felç etmek yerine, hayatı nasıl daha anlamlı, canlı ve sevgi dolu kılabileceğini gösterir. Yalom'un kendi yaşamından, yaşlılık deneyimlerinden ve terapi seanslarındaki gerçek vaka analizlerinden kesitler sunan film; yas tutan, ölümcül hastalıklarla yüzleşen veya varoluşsal krizler yaşayan farklı insanların dokunaklı hikayelerini bir araya getirerek ölüm bilincinin aslında yaşamı zenginleştiren bir güce nasıl dönüşebileceğini gözler önüne serer.





